23 Haziran 2010 Çarşamba

Şehir Efsaneleri

Bu yazımı daha önce Cosmopolitan için yazmıştım ve şimdi arşivlerimde görünce sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz, yorumlarınızı ve fikirlerinizi bekliyorum...

tumblr_kubi076HtU1qztix5o1_500

Hepimiz şu siyah beyaz Türk filmlerinde kuru bir öksürüğün ardından ağzından kan gelen talihsiz kızın hikâyesini biliriz. Ölümcül hasta olduğunu öğrenmesinin ardından hemen sevdiği genci evine davet eder. Mümkün olduğunca zalim bir eda takınarak önce şuh kahkahalar atar, sonra hayatında bir başkasının olduğunu ve artık onunla yapamayacağını söyleyerek sevdiğini kendinden soğutur. Tüm bunlardan bihaber mahzun delikanlı sevdiği kıza esaslı bir tokat atarak kederini de beraberinde götürür ve başka birisiyle izdivaç yapar.
Filmin ana teması tabi ki sevdiğini kaybetmek hatta kendinden nefret ettirmek pahasına da olsa, onu kendi mutsuzluk girdabının içine sürüklemek istemeyen o kızın yüce aşkı üzerine kuruludur. Çünkü sevgi böyle bir şeydir; aldığın her nefes onunkiyle bir olmalı, kalp atışların sadece onu gördüğünde deli gibi atmalı, kendi mutluluğundan önce onunki gelmeli, her şeyin en güzeline, en iyisine o sahip olmalı, hayatında elem keder nedir bilmemeli…
Kulağa hem çok komik hem de bir o kadar tuhaf geldi öyle değil mi? Çünkü günümüz şartları göz önünde tutulursa iki kişiden birinin, bir diğerini bu denli düşünmesi ve neredeyse kendi mutluluğundan daha önce tutması çok da alıştığımız bir durum değil. Ama yine de pek çoğumuz romantik aşk filmlerinde kadın ve erkeğin birbirlerine duyduğu o masalsı aşka özenir ve gerçek hayatlarımızda bir kere de olsa böyle bir büyüyü yaşayabilmek isteriz. Ancak ne yazık ki zamanımızda böyle dillere destan aşklar yaşayan çiftler çok az, hatta bunu görebilmek neredeyse imkânsız diyebiliriz.
Peki, bu filmlere ve pek çok romana konu olan bu büyük aşklara ne oldu? Henüz küçükken kitaplarda okuduğumuz Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Leyla ile Mecnun gibi birbirlerine kavuşmak için engelleri aşan, ölümleri göze alan bu âşık hikâyelerine bugünlerde neden rastlanmıyor? Neden çoğu umut vadeden ve etrafa “biz aşığız”, “biz çiftiz” ,“bir bütünüz”, sinyalleri veren tüm birliktelikler jet hızıyla sona eriyor?
İşte tüm bu merak edilenleri şehir efsaneleri başlıklarıyla birlikte inceleyeceğiz.

Efsane 1) Sonsuza Kadar Beraberiz

Her yeni ilişkiye başladığımızda bunun uzun ömürlü olacağını ve nihayet yıllardır aradığımız o masal prensini bulduğumuzu düşünür, beklenen günün geldiğini gördüğümüz için Allah’a şükrederiz.
Hafta sonlarında sabah buluşmaları, birlikte yapılan kahvaltılar, iş çıkışlarında kapınızın önünde birden belirerek yapılan sürprizler, ofisinize gelen görkemli çiçek buketleri, sevgi dolu telefon mesajları, e-mail’ler, size hazırlanan özel akşam yemekleri ve sevimli hediyeler...
Bazen kendinizi farkında olmadan gelinlik tasarımlarını incelerken buluverirsiniz; hatta elinizde tutacağınız gelin çiçeğinin ne olacağı konusunda bile kendi içinizde bir fikir çatışmasına girilmesi muhtemeldir. Kim bilir önünüzde duran boş kâğıtlara kaç defa önce kendi isminizi ardından sevdiğinizin soyadını karalayıp imza denemeleri yapmışsınızdır? Ya da mutluluğunuzun meyvesi –ama- daha doğmamış çocuğunuza hangi ismi koyacağınız konusunda düşüncelere dalmışsınızdır? Geleceğe dair yapılan bütün planların içine artık o da dâhil olmuştur. Nihayet mutluluk kapımızdan içeri girmiştir ve dışarı çıkması gibi hiç bir ihtimal yok gibi görünmektedir.
Ancak hayatın durağan olmaması, zaman, çevre, şartların, olayların ve hatta bizlerin değişmesi gibi kontrol edilemez nedenler yaşamımızda bazı değişiklikleri de beraberinde getirebiliyor. Adını bile telaffuz etmekten korktuğumuz son olan “ayrılık”, ummadığınız bir anda bu mutluluk vagonundan ani bir duruş yaparak inmenizi sağlayabiliyor.

Bazı şeylerin sonsuza kadar sürmesini arzu etsek de gönlümüzden geçenlerin gerçekleşmemesi de sıkça olası bir durum. Bazen ilişkinin bitmesinin ardında, ele gelen dişe dokunur bir sebep bile olmayabilir. Her şey nasıl hızla bir çırpıda güzellikleri başlattıysa yine bir çırpıda son noktayı koyabilir.
Kimse sevdiğini düşündüğü kişiyle sonsuza kadar bir beraberlik amacıyla çıkılan bu yolda hayal kırıklığına uğramak istemez. Ama şu da bir gerçek ki, eğer bu ilişki kırmızı ışığa yakalandıysa “ille de devam etmeliyim, durmak yok” fikriyle hareket etmemeliyiz. Diğer tarafından bakın belki de sonsuza kadar beraber olmaya nail gördüğünüz kişi, “O” kişi değildir, en azından sizin hikâyenizde değil.
Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu unutmamalı, iyi temennilerle başlangıçlar yaparak, özel hayatımızda umduğumuzu bulamadığımız zaman olanları kötü şans olarak değil, yaşanması gereken birer tecrübe olarak görmeliyiz. En önemlisi her şeye hazırlıklı olmalı ve işler ummadığımız gibi gittiğinde kendimizi örselenmiş, dünyası yıkılmış ya da yaşayan bir mutsuzluk örneği gibi görmemeliyiz.

Efsane 2) Aradığım Her şey O’nda Var

Bazen beğendiğimiz biri ilk zamanlar aradığımız her şeye sahip bir masal prensi gibi görünür. Öyle ki elimize bir kalem alıp liste hazırlasak aradığımız tüm özellikler onunla vücut bulmuştur. Yakışıklıdır, çekicidir, cömerttir, anlayışlıdır; güvenilecek, inanılacak ve asla şüphe duyulmayacak kadar dürüsttür. Neredeyse bildiğimiz tüm iyi özellikleri içinde barındıran şu matruşka bebekler gibidir, iyi bir özelliğinin ardından bir diğeri ortaya çıkar ve ardından yine bir diğeri… Hiçbir zaman yere göğe koyulamaz, dünya onunla daha bir güzel, daha bir yaşanılasıdır, hatta fevkaladeliğin sözlük anlamı onunla birdir.
Ama aslında tüm bunlar bir çeşit illüzyon, tamamen bir şehir efsanesidir, zira onu yakından tanıyınca pek çok olumsuz özelliğinin farkına varır ve gözümüzde büyüttüğümüz gibi süper ötesi bir varlık olmadığını anlarız. O da herkes gibi kusurlarıyla her gün sokakta karşılaştığımız alelade bir insan kadar olağandır. Bu durumla yüzleştiğinizde tası tarağı toplayıp, kısa süre önce mutlu mesut yaşadığınız hayal şatonuzdan bir an önce ayrılmak yerine bunun aslında zaten olması gereken bir süreç olduğunu idrak etmeniz gerekir.
Herkesin, karşısındaki kişi için gönlünden geçen ve “böyle olsa işte tam benlik” dediği belli kriterleri elbette vardır. Hatta kafamızda o kişi için belirlediğimiz bu uygunluk şeması, ilişkinin geleceğini şekillendirmesi ve ileride herhangi bir sürprizle karşılaşılmaması için gerekli olan bir adımdır.
Yalnız sunu kabul edelim ki kimse aslında tamamen hayal ettiği gibi mükemmel, dört dörtlük bir prense sahip değildir ve olamaz. Zaten her istediğinize sahip, tüm beklentilerinize uyan bir kişi olsa bile bu sefer sizin ona yeterli olmayacağınızı düşünmeye başlar, sürekli diken üstünde başka bir kadının ortaya çıkarak onu elinizden almasını dehşet içinde beklersiniz. Bu bekleme sürecindeyse, korku ve endişe o an devreye girerek hayatı hem kendinize hem de karşınızdakine zindan eder, belki de ilişkiyi sona doğru bizzat kendi ellerinizle götürürsünüz.
Aradığım her şey O’nda var” diye karar vermeden önce, hiçbirimizin mükemmel olmadığını, her birimizin kendine has zaaf ve erdemleri olduğunu unutmamalıyız. Karşımızdakini olduğundan daha fazla yüceltmek ya da daha fazla vasat olarak kabul etmeden önce ona biraz zaman vermeye çalışmanın hiçbir bir sakıncası olmayacaktır.

Efsane 3) Elmamın Yarısı Bir Yerlerde Beni Bekliyor

Günümüzde pek çok ilişki daha başlamadan, her iki tarafın da “daha iyisi de vardır” mantığıyla hareket etmesinden bitiveriyor. Kişiler birbirlerini daha tanıma fırsatı bile bulmadan hemen karşılıklı restini çekiyor, bu olmazsa diğeri olur diyerek bir sonraki ilişkilerine yelken açıyorlar. Yalnız, bilinmesi gereken bir şey varsa o da “Elmamın Yarısı Bir Yerlerde Beni Bekliyor” felsefesi kesinlikle doğruluğu kanıtlanmamış efsanelerden biridir.
Diğer yarınızı bir James Bond edasıyla her yerde merakla ararken önünüze çıkan bütün ipuçlarının üstüne basma ihtimaliniz de fazlasıyla mümkün. Eğer gerçekten sevmek ve bağlanmak için bir yola çıkıyorsanız ve kendinizi bu yola adamışsanız, hayalini kurduğunuz bu kişinin kime ve neye göre belirlendiğini düşünmelisiniz.
Bazen etrafımızdakileri memnun etmek için, bazen de kendi iç dünyamızdaki tutarsızlıklardan dolayı o an mutlu olduğumuz ya da yeni tanıştığımız kişilerle yetinmeyiz. Bu durumda onları bir çırpıda eleyerek hemen çürük sepetine atar ve henüz doğru kişi olup olmadığına kanaat bile getirmeden kapıyı suratlarına kapatırız. Çünkü üzerimizde daha iyisinin bizi bir yerlerde beklediğine dair o müthiş fikrin etkisi vardır. Bu fikrin getirmiş olduğu rahatlıkla ilişkiden hiçbir mücadele vermeden vazgeçebilirsiniz.
Hâlbuki o çok güvendiğimiz, başka bir yerde var olan sözde elmamızın yarısı aslında bizi gizemli bir ormanın derinliklerinde ya da dünyanın öteki ucunda beyaz atının üzerinde yola çıkmaya hazır şekilde bekleyerek zamanını geçirmeyebilir. Mutluluğumuzu baki kılacak kişi belki hemen yanı başımızdadır, beraber olmaktan zevk duyduğumuz o kişidir, belki her gün yüz yüze geldiğimiz bekâr komşumuz, iş arkadaşımız, ya da belki de çok yakında bir tesadüf sonucu tanışacağımız kişidir.

Kabul edelim, aşk maalesef günümüzde hiç de o kadar efsaneleştirdiğimiz gibi olmayabiliyor. Kim bilir belki Ferhat ile Şirin şu an günümüzde yaşasaydı, çıktıkları Katmandu seyahatinde daha uçağa binmeden, Ferhat’ın check-in noktasında önündeki 17’lik güzelim kıza çapkın bakışlar atması yüzünden kavga etmeye başlayacaklardı.
Bazen kendi fırsatlarımızı kendimiz yaratmalı, insanlara ikinci bir şans tanımalı, onları olduğu gibi kabul etmeli ve elimizin ulaşabileceği noktalara odaklanmalıyız. Aşk için ne çok fazla çabalamalı ne de çok fazla imkânsızlaştırmalıyız. Hayat bizim keşke, eğer, belki ve ama larımızı anlayışla karşılamayacak kadar bencil ve bir o kadar da katı. O yüzden şehir efsanelerini bir yana bırakın ve içinizden geleni yapın, tek doğru kendinizinki olsun. Kimin yanında mutluysanız, güvende hissediyorsanız ve kendiniz gibi olabiliyorsanız gerçek aşkın o olduğuna inanın.

3 yorum:

nesrin dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş okurken çok eğlendim herkesin kendinden bişey bulacağı bir yazı.eline kalemine sağlk

Nur dedi ki...

İnsanları olduğu gibi kabul etmek aslında tam olarak herzaman geçerli bir kanun olmasa da, kimi zaman yada zaman zaman bunu yapmalı ve ikinci şansı vermeliyiz ama kendimizden çokda ödün vermeden kendi kişiliğimzi unutmadan :)
Tabi böyle dediğimizde bir parça bencil oluyoruz ama çizgiyi aşmadan bencilikte güzeldir, değil mi Pınarım?
Mesela ben canımı yakan beni çok mutsuz eden sonucunda arkamda bıraktığım kişilerin mutlu olmasına dahi tammül edemeyecek kadar garip birisiyim.
Beni üzdüyse oda üzülsün, acı çeksin "sen mutlu ol yeter" diyemiyorum hiçbiri için :D
Çünkü herşeyin güzelce dürüsttçe bitmesi gerektiği taraftarıyım ve ne olursa olsun kimsenin hayatını karartmaya hakkımız yok değilmi?
Neyse işte aşk üzerine konuşulacak şey çok ama lütfen kızlar aşk için kendimizi kaybetmeyelim, gözümüzü kör edercesine tutulmayalım anlayışlı olalım ama abartmayalım derim ben :) tabi mümkünse..
Sevgiyle Pınarım kalemine sağlık..

Pınar Gencal dedi ki...

Nurcum ne güzel yazmışsın.Resmen döktürmüşsün arkadaşım:))Bende çevremdeki arkadaşlarıma hep aynısını söylerim.Sevmek sevilmek çok güzel ama kimseye körü körüne bağlanıp kendimizden feragat etmemeliyiz.

Blog Widget by LinkWithin