1 Haziran 2010 Salı

Paris'e Gidenler İçin Altın Değerinde Tavsiyeler

French Kiss filmini izleyenler hatırlayacaktır. Şirin sarışın Meg Ryan nişanlısının onu terketmesi üzerine uçak korkusu olmasına rağmen apar topar Paris'e gider ve uçakta tanıştığı yakışıklı bir Fransızla Paris'in büyülü havasında hoş bir maceraya atılır...
Paris'e doğru uçarken işte aklımdan bunlar geçiyordu:) Filmlerde, fotoğraflarda gördüğüm, hakkında pek çok şarkının yazılıp bestelendiği bu alımlı şehir, şimdi kim bilir bana neler hissettirecekti ?
Yine yollara düşmeden önce her zamanki gibi bulabildiğim kadar bilgi toplamaya çalıştım. Nerede ne yenir? , Nereye nasıl gidilir ? Nereleri görmek gerekir vs. gibi... Ama şehre adımımızı attığımız ilk andan itibaren aldığım tüm o notlar, sınavda öğretmene yakalanırım korkusuyla köşede bekletilen kopyalar gibi hiç çıkmamak üzere öylece kaldı. Çünkü ayaklarımız Paris'e vardığımızda kendi rotasını kendi çizdi...
Ama yine de birinci ağızdan yaşadıklarımı, önerilerimi ve tavsiyelerimi bilmek isteyenler için kısaca notlarımı paylaşacağım.

Ulaşım: Diğer Avrupa kentlerinde olduğu gibi Paris'te de taksiye binmek lüks bir harcama olarak nitelendirilebilir. Çünkü daha ışıklarda durup karşı sokağa bile geçmeden taksimetre en az 5 euro yazmıştır bile:) Bu sebeple ulaşım için yine en alternatif yol metroyu kullanmak olacaktır. Kişi başı 1.75 euro ödeyerek bütün gün metroyu kullanabilirsiniz. Bunun yanında bisiklet kullanmayı seviyorsanız, Paris bunun için gerçekten çok güzel imkanlar sunuyor. Şehrin her yerine park edilmiş, al-git şeklinde jetonlu bisikletler var. Bunlara 2-3 euro atarak bisikleti alıp gidiyorsunuz, daha sonra yine her hangi bir yerde yine bisikletlere ayrılmış parka bırakabiliyorsunuz. Keşke bizde de olsa dediğim uygulamalardan biri...

Yeme-İçme: Diğer Fransa şehirlerinde durum aynı mıdır, farklı mıdır bilmiyorum ama Paris'e yemek konusunda çok çok yüksek beklentilerle gitmeyin derim ben. Çünkü menüde beğendiğiniz en güzel yemek siz siparişi verdikten en az yarım saat sonra geleceği ve bu sebeple bir de soğumuş olacağı için kendinizi bu konuda hazırlıklı hissetmeniz gerekiyor.
Ama sakın ola ki hala tadı damağımda kalmış bazı şeyleri es geçtiğimi düşünmeyin; makaronlar, krem brüle, üzümlü çörekler, baget ekmek, ekler ve kruvasanlar gibi... Bu saydıklarım hayatımda yediklerimin en güzelleriydi.
Özel adreslere gelince:
  • Champs-Élysées (Şanzelize) caddesinde de şubesi bulunan Chez Clement öğle ve akşam yemeklerinde beğenebileceğiniz tatta yemekler sunuyor. Özellikle krem brülesi çok çok başarılı...
  • La Duree hayatımda yediğim en güzel makaronları yapıyor. Oradan aldığınız makaronun ilk ısırığında bile bunu kesinlikle fark edeceksiniz. Ama elinizi mutlaka çabuk tutup sabah saatlerinde gitmenizi öneririm çünkü önünde çok uzun kuyruklar oluyor...
  • Eğer hem uygun hem de çok lezzetli çörekler, kekler ve kruvasanlar yemek isterseniz en iyi adres Paris'te pek çok yerde şubesi bulunan, Brioche Doree olacaktır.
Görülmesi Gereken Yerler: Paris'in simgesi olan Eiffel Tower (Eyfel Kulesi) görülmesi gereken yerlerin başında... Ama bu gösterişli kuleye öyle elinizi kolunuzu sallayıp çıkamıyorsunuz. Dünyanın en çok turist çeken şehri olan Paris, inanılmaz yoğunlukta turistle dolu olduğundan en az bir saat süren bir kuyruk sırasını göze almanız gerekiyor. Ya da ikinci yol olaraktan önceden buradan biletinizi alıp bu zahmetten kurtulabilirsiniz...Eyfel kulesine çıkarken asansör sırası bile sizi fazlaca şaşırtacaktır:))
Eyfel Kulesinden sonra yaklaşık 15 ile 30 dakikada bir kalkan büyük teknelerle Seine Nehri'nde gezebilirsiniz. Şehri görmenin en güzel yollarından biri olan bu tekneyle hem fotoğraf çekebilme hem de kara yoluyla gözden kaçıracağınız önemli yerleri görme şansınız olabilir.
Diğer yerler arasında Notre Dame Kilisesi, Versay Sarayı, D' Orsay Müzesi, Louvre Müzesi, Ressamlar Tepesi diye bilinen Montmartre Tepesi, Tanrının resmedildiği söylenen Sacre-Coeur (Adaklar Kilisesi) ve elbette Champs-Élysées (Şanzelize) ile La Fayette geliyor...

Alışveriş: Paris'te alışveriş kavramı kişiden kişiye göre değişirken ben kendi adıma alışverişin çok fazla uygun olduğunu düşünmüyorum. Nihayetinde etiketin üzerinde yazanı Euro dan Türk lirasına çevirdiğinizde size de biraz pahalı gelebilir. Ama taa oraya kadar gidip Printemps ve Galeries Lafayette'i görmeden gelmek çılgınlık olur. Alışveriş merkezlerine olan bakış açınız bu iki yerle değişecektir bana inanın. Özellikle birbirine kocaman köprülerle bağlı olan Galeries Lafayette müthiş kubbesiyle size sanki bir katedralin tepesine bakıyormuşsunuz gibi hissettirecektir.
Kozmetik delileri ise Sephora'ya mutlaka uğramalı. Sabah ve akşamları eğlenceli müziklerle dans edip bir çeşit kutlama yapan Sephora çalışanları gerçekten çok şirinler...
Eğer müzik, kitap ve film konusunda yeterli bir adres arıyorsanız dünyaca ünlü Virgin Megastore bu konuda açlığınızı fazlasıyla giderecektir. Şanzelize'de bulunan bu koskocaman mağaza özellikle uygun fiyattaki bluray film ve konser cd leriyle sizi mutlu edecektir.
Unutmadan Disneyland'ın ayağına gelip te Disney World mağazasına uğramazsanız olmaz diye düşünüyorum. Hele bir de çevrenizde hediye alacağınız bıcırıklar varsa değmeyin keyfinize, bu eğlenceli yeri gezmek için geçerli bir bahaneniz olacaktır.

Paris'te Yaşam: Eğer Paris'e 3-4 günlük bir seyahat düşünüyorsanız en büyük tavsiyem Çarşamba ya da Perşembe den yola çıkıp Pazar günü eve dönmeniz olacaktır. Çünkü Paris'te hayat Pazar günü pek çok Avrupa kentinde olduğu gibi tamamen ölü durumda ve yapacak hiç bir şeyinizin olmaması sizi bir hayli sinir edebilir...Bir de bazı mağazaların geç açılıp erken kapanmaları sebebiyle gözünüze kestirdiğiniz yerleri henüz açıkken ziyaret etmenizi öneririm.
Senelerce bize dayatılan ''Fransızların İngilizce bilipte konuşmama konusunda katı kurallarının olması'' ve ''turistlere kaba davranmaları'' gibi kalıpların kesinlikle var olmadığını birincil ağızdan teyit edebilirim. Güler yüzle selam verip yardım istediğiniz her aklı başında Fransız mutlaka size yardım edecektir. Merhaba, Teşekkür ederim gibi belirli başlı Fransızca kelimeleri de öğrenip cümle içinde kullanırsanız sizden iyisi yok. Sırf kuru bir Bon Jour ile tüm Paris'te açamadığımız kapı kalmadı:))

Not: Paris koklamaya kıyamadığınız narin bir çiçek gibi...Bir yanınız onu hem çok istiyor hem de güzelliğinden çekiniyor. Ama bırakın kendinizi bu büyülü şehrin kollarına ve bir gece mücevher gibi parlayan o güzelim Eyfele şöylece bakmadan sakın gitmeyin...

Tatil meraklıları; İspanya notları için buraya, İtalya notları içinse buraya bakabilirler.

1 yorum:

Venuste Hayat dedi ki...

ahhhh Pinarciiiiim, nasilda guzel anlatmissin... bizde gecen yaz esimle Avrupa turuna cikmistik, ama Paris kalbimin hep bir kosesinde kaldi! yazini bir solukta okudum! ayni yerlerde adim atmis olmayi bilmek cok guzel :) anlattiklarinin hepsini birer birer yaptigimizi hatirladim sanki beraber gezmisiz! ellerine saglik, cok guzel olmus

Blog Widget by LinkWithin