28 Şubat 2009 Cumartesi

El Çantalarının Muhteşem Dönüşü

Genelde hepimiz el çantalarını sadece özel davet ve gecelerde kullanmayı tercih ederiz. Çünkü fazla küçük ve beklediğimiz kadar işlevsel olmamaları günlük hayatımızda ihtiyacımıza karşılık vermez. Ancak şöyle de bir şey var, biraz değişikliğin kimseye zararı olmaz. Bu sebeple şu sıralar el çantaları çok hoşuma gidiyor. Daha önce kullanmadığım ve indirimde bulduğum el çantalarını gün yüzüne çıkardım.
İşte birbirinden değişik ve süper cici el çantası modelleri
el cantasi
el cantasi 2
el cantasi 3
el cantasi 4
el cantasi 5
el cantasi 6
el cantasi 7
el cantasi 8
el cantasi 9
el cantasi 10
el cantasi 12
el cantasi 13
el cantasi 14
el cantasi 15
el cantasi 16

Twilight Yıldızlarının Japonya Çıkartması

Twilight'ın genç oyuncuları filmlerinin tanıtımı için geçtiğimiz günlerde Japonya'daydı. Hepsi çok sempatik görünüyorlar, ama ilgincime giden filmde sade güzelliğini beğendiğim "Kristen Stewart" çok farklı göründü bana, sanki o duru güzelliği yoktu yada bana öyle geldi bilemiyorum.

26 Şubat 2009 Perşembe

Hollywood Can Sıkıntısını Hamilelikle Gideriyor

Şu Hollywood yıldızlarının hayatlarını anlamak mümkün değil. Erkenden evlenirler, erkenden hamile kalırlar, erkenden boşanır, sonra ikinci hatta üçüncü evliliklerini yapar ve yeniden doğum yaparlar. Sanırım fazla para ve herşeyi yapabilme kapasitesine sahip olmaları onları meşgul olacakları yeni şeyler arayışına itiyor.

Nicole Ritchie (kendisinin ne ile iştigal ettiğini bilen varsa söylesin) ikinci kez hamile olduğunu açıkladı bu hafta. Onca zayıf kalma çabalarının ardından, tekrar hamile kalması garibime gitti. Aslında garipsenecek bir şey de yok. Çünkü hamilelik bir çoğu için sadece taşıyıcılık anlamına geliyor, 9 ayın ardından bebekleri yabancı dadılara teslim ederek hayatlarına tekrar kaldıkları yerden devam ediyorlar.Ne diyelim hayırlı olsun Nicole...

25 Şubat 2009 Çarşamba

Audrey Hepburne'nun Stilini Yakalamak

audrey1
1
2

Zarafetin Kraliçesi Audrey Hepburne

İlk olarak Breakfast At Tiffany'de (Tiffany'de Kahvaltı) izlediğim Audrey Hepburne
benim için yıllar geçse bile bir moda ikonu olmaya devam etti. Rayban Wayfarer gözlüğü, kokoş şapkaları, uzun kalem sigarası, siyah elbiseleri ve eldivenleri, muhteşem takıları ve o zarif saç modeli....Kadının ses tonundan bile cicilik, narinlik ve zarafet yayılıyor.



24 Şubat 2009 Salı

Bir Alışverişkoliğin İtirafları (Confessions of a Shopaholic)

Ve nihayet gitmeyi planladığım filmi izleyebildim. Aslında, klasik kız filmi olur mu, belki biraz sıkılırmıyım diye içimden geçirmedim değil, (ki ne kadar böyle düşünsemde klasik sabun köpüğü kız filmlerini maalesef çok seviyorum) ama filmin ilk başlangıç sahnesinden itibaren çok eğlenceli görüntüler ortaya çıkmış. Bir kere esas kızımız Rebecca çok renkli, muzip, eğlenceli, şirin ve bir o kadar saf bir kız. Alışveriş konusunda fazlasıyla takıntılı ve gözüne takılan her şeyi almak gibi bir zaafiyeti var. Filmin ilk yarısında o alışveriş yaptıkça sizinde yapasınız geliyor, o ayakkabılara tek tek bakıp iç geçirdiğinde sizinde içiniz geçiyor. Hatta kasiyer kıza kredi kartını uzattığı sırada yüzünde oluşan mutluluk ifadesi farkında olmadan sizin suratınıza da yapışıyor.
Ama kızımız bu kadar alışveriş delisi olmasına karşın bana göre çok da güzel giyinmeyi becerememiş filmde. Yine de ayakkabı ve çantalara denilecek bir söz yok. Hele son bölümde YSL vitrininin önünden geçtiğinde kalbim daha bir hızlı çarpmaya başladı.

Not: Bana göre de alışveriş dünyayı daha güzel kılar, ama herşeyde olduğu gibi denge unsurunu göz önünde bulundurmalı ve hepimizin içinde maalesef mevcut olan zaafiyetlerimizin birer kara delik gibi daha da fazla büyümesine izin vermemeliyiz.

And the Oscar Goes To....

İşte benim her zaman göz bebeğim olan iki isim: Penelope Cruz ve Natalie Portman. Kesinlikle geceye damgasını vuran iki isim oldular. Kuğu gibiler, o kadar zarif ve sade görünüyorlar ki. Penelope "Balmain" tasarımı giyerken, Natalie son zamanlarda ismini sıkça duyduğumuz "Rodarte" yi tercih etmiş. Elinize sağlık kızlar, çok beğendim.
and the oscar goes to

Yanlış Renk Kurbanı

Marilyn Manson'un sevdiceği Evan Rachel Wood, çoğunlukla "Elie Saab" tasarımından başka bir şey giymez. Genelde de benzer modelleri kullanır. Yine geleneği bozmamış ama yine yanlış rengin kurbanı olmuş. İnsanın kendi ten rengiyle aynı renkte bir giysiyi seçmesi ne kadar yaratıcı olmuş bilemiyorum ama ben bu elbiseyi ya kar beyazı, yada muhteşem bir pembe rengiyle kullanırdım.

Yaşına Göre Giyinmeyenler

Sarah Jessica Parker'ın "Christian Dior", Miley Cyrus'un "Zuhair Murad" tasarımı giysilerini ilk gördüğümde deyim yerindeyse gözlerim fal taşı gibi açıldı. Kesinlikle mükemmeller, yani ne rengine, ne modeline ne de başka bir detayına söylecenek laf yok. Senelerdir bilgisayarımın bir köşesinde sakladığım özel moda dosyama eklediğim giysiler arasındalar.
Ama şimdi şöyle bir gerçek var. Sarah Jessica Parker nam-ı değer Carrie, orta yaşı geçen ve olgunluk dönemini yaşayan bir bayan, bu sebeple giysisi vücuduyla örtüşmemiş. Dikkat ederseniz göğüs bölümü giysinin üst tarafının yapmış olduğu baskıyla çok kötü bir görünüm almış.
Ve Miley, 14-15 yaşındaki bir kız için çok abartılı giyinmiş, aslında Sarah ile kıyafetlerini değiş tokuş etseler belki bir derece kurtarırlardı. Neden insanlar yaşına göre hareket etmez ve giyinmez? Koca koca kadınlar minik kız elbiseleri giyip, o elbiselerin kimliğine bürünüp etrafta ceylan gibi seke seke dolaşırken, o küçük olmaya özenen annelerin kızları da daha giymek için önünde bir ömür olduğu gerçeğini görmeyip topuklu ayakkabılar giyip, ağır elbiseleri ve abartılı makyajları seçerler?Alın size koca bir muamma...
yasina gore giyinmeyen

Oscar'ın İç Karartanları

Gece mavisi ve koyu gri tonları bence Oscar töreni için yanlış bir seçim olmuş. Gerçi Marion Cotillard "Christian Dior" tasarımı giysisini farklı bir renkte kullansaymış kuğu gibi olurmuş.

Korkunç Kırmızılar

Kırmızı güzel bir renktir, alımın, cazibenin rengidir. Ama ne "Amy Adams" ne de "Heidi Klum" kırmızının bu özelliklerinden nasibini alamamış. Özellikle Heidi, bu aralar o kadar kötü giyiniyor ve giydikleri o kadar ben buradayım diye bağırıyor ki ona duyduğum hayranlık fazlaca azaldı.

Oscar'ın Işıltılı Disko Topları

Işıl ışıl parlayan allı pullu şeylere kesinlikle zafiyetim var, evet kabul ediyorum... Bu sebeple Anne Hathaway "Armani Prive" ve Leslie Mann "Pamella Roland" tasarımlı bu giysileriyle bence sınıfı geçer durumdalar.

81'inci Cool Kadın Ödülleri

Tilda Swinton, çok değişik ve garip bir havası olan bir kadın. Böyle kadınlar ne kadar uzak, soğuk ve farklı olurlarsa olsunlar her zaman takdir ederim. Yani bir düşünün; üzerindeki giysiyi ki ben alelade bir toplantıya giderken bile giymem kadın almış bunu koskoca Oscar törenine giderken üzerine geçirmiş. Helal olsun.. Beğendin mi dersen hayır kesinlikle beğenmedim, ama bu kadını da alacalı bulacalı bir Galliano tasarımı içerisinde açıkcası düşünemiyorum.

Geleneksel Peçete Ödülleri

Golden Globe'da fazlasıyla eleştirdiğimiz "Fiyonk şeklinde katlanan kumaş" modası yine kabus gibi Oscar Ödüllerinde de karşımıza çıktı. Kesinlikle çok kötü, kim başlatmış bu modayı bilmiyorum.

81'inci Oscar "Döşemelik Koltuk" Ödülleri

Beyonce neden bunu kendine yapıyor? Yani bu giysinin tasarımı tamam bir yere kadar yine affedilir, zira o kadar klişe bir modeldir ki...Zaten o da basenlerini ve kıvrımlarını insanların gözüne gözüne sokmak için böylesine modelleri kullanır. Ama bu desen nedir? Bu renkler nedir? Ben bugün salonumdaki koltuklarıma yeniden bir döşemelik kumaş alacak olsam inanın onun giydiği kadar bile kötü olmazdı. Yahu bariz döşemelik koltuk kumaşı..Neyse Beyonce sen sadece şarkını söyle, moda işini başkalarına bırak

81'inci Oscar Ödülleri

Oscar Ödüllerinin verildiği 81'inci Oscar Töreni, yine geleneği bozmayarak çok görkemli geçti. Henüz bizde vizyona girmemiş olan ama sıkça duymuş olduğumuz "Slumdog Millionaire" törene damgasını vurdu ve ödüllerin neredeyse pek çoğunu kucakladı. Zaten başrol oyuncusu "Freida Pinto", minnacık gövdesiyle her yerde boy göstermeye başlamıştı. Nedendir bilmiyorum ama ben bu kızdan hiç mi hiç hazetmedim. En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü; Kate Winslet alırken, En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü; Sean Penn aldı. Neyse vatana millete hayırlı uğurlu olsun diyelim.

Şimdi yine gelelim benim en heyecan duyduğum konuya... Kırmızı halıda durumlar Golden Globe'da olduğu kadar vahim değildi. Tabi ki kıroyum ama para bende sloganıyla, giydiğini abartan, yahu bir beşi bir yerdesi eksik, amma abartmış dedirtenlerde vardı. Hatta sırf farklı olmak adına giysisinin kolu, yakası, önü, arkası belli olmayan giysilerde vardı. Ama hakikaten çok beğendiklerim de oldu.. Hadi bakalım başlayalım incelemeye..

19 Şubat 2009 Perşembe

Mükemmel Görünmeyi Arzulamak Bir Çeşit Zafiyet mi Yoksa Hayatımızın Bir Parçası mı ?

Kabul edelim her birimiz şu okuduğumuz nefes kesici romanlardaki ya da izlediğimiz filmlerdeki muhteşem kadın figürü gibi olmak isteriz.
Her zaman enfes saç kesimleri, elit giyim zevkleri, dört dörtlük vücutları ve yere göğe sığdırılamayan hayranlık duyulası kişilikleri vardır. Onları asla lekeli bir t-shirtle göremezsiniz. Asla kuaförlerinin saçları üzerinde yapmış olduğu kaza kurşununa kurban gitmezler. Asla trafikte bir anda önüne atlayan araba şoförleriyle ağız dalaşı yapmazlar. Asla o çikolatalı sufleye son kaşığı daldırdıktan sonra gömleklerinin üzerine minicik bir leke bile dökülmez ya da müthiş leziz salatalarını yedikten sonra dişlerinin arasında yeşiller içinde sırıtan bir ot kafilesi olmaz. Asla eğlenceli ve kalabalık bir partide pahalı ayakkabılarının topukları kırılmaz ve asla mağazaların indirim dönemlerinde kendi gibi alışveriş aşkıyla yanan koca bir hengâme topluluğu içinde kalmazlar. Hayat eğer bir çeşit zar oyunuysa bayan mükemmeller için bu zar hep düşeş gelir ve asla kaybetmeleri gibi bir seçenek yoktur.
Bu yürüyen kusursuzluk abideleri hemen hemen herkesin çevresinde mutlaka vardır. Hatta birçoğumuz kendi hayatlarımızda bayan mükemmel olmak için özel bir çaba sarf ederiz. İlişkilerimizde bile bu yüksek mükemmeliyet standardına uymak için kendimizi yer bitiririz. İçimizden gelen ses farklı, kusursuzluğa ulaşmak yolunda mutasyona uğrayan davranışlarımız, hal ve hareketlerimiz bir o kadar farklıdır.

İlişkilerimize her zaman güzel temennilerle başlar ve bunu umarak hayatımızı normal akışından biraz da olsa saptırırız. Genellikle başlangıçlarda farkında olmadan zaaflarımızdan ve bazı kişisel özelliklerimizden olabildiğince arınmaya çalışırız. Kimimiz normalde fazlasıyla panik ve kontrol delisi olduğu halde, asla telaşlanmayan, en zor durumlarda bile sakinliğini koruyan sinirlerini aldırmış bir tavır takınır, kimimiz içinde muzur ve afacan bir çocuk yattığı halde sessiz sakin bir prenses edasına bürünür, kimimiz ise münzevi ve içe dönük bir hayatı sevdiği halde olduğundan daha sosyal, aktiviteden aktiviteye koşar gibi görünür. Tek dileğimiz sevdiğimizin bizi kusursuz görmesi ve hata hanemize asla eksi puan yazdırmamaktır. Çünkü sevdiğimiz kişiye karşı içine girdiğimiz bu mükemmeliyet giysisinin sevdiğimizi bize bağlayacağını ve ilişkimizi daha uzun süreli kılacağını düşünürüz. Ne de olsa mükemmel kızlar asla terk edilmez, aldatılmaz ve her zaman değerleri bilinir…Bazen bu yolda çok uzun bir zaman boyunca kapılıp gidilir, çevredekilerin farkındalığımızı açma çabaları görülmezden gelinir ve kendi kendimize mutluyum telkinleri verilerek çizilen kusursuzluk tablosu muhteşem çerçevesiyle başköşede sergilenmeye devam eder.
Ama bazen içimizde fırtınalar kopar, aslında ne bu kişinin ne de bu görünen hayatın bize ait olmadığını haykırmak isteriz. “Artık ip inceldiği yerden kopmalı, ne olacaksa biran evvel olup bitmeli” diye içsel isyanlar ederiz. Tek istediğimiz yine eski benliğimize geri dönüp kusurlarımızla, ama bir o kadar özgür yaşamaktır. Bu rol kesmelerin bitmesini dileriz, ama çok azımız bu döngünün içinden çıkabilecek cesareti kendinde bulabilir. Zira kafamızın bir köşesinde neon ışıklarıyla yanan sorularla başa çıkmak gerçekten de kolay değildir. “ Ya artık kendim gibi olmaya başlarsam ve o beni istemezse?” “ Ya ayrılırsam şimdi bunu herkese ben nasıl anlatırım? ”, “Ayrıldıktan sonra yeni bir ilişkiyi başlamayı nasıl göze alırım? ”… Bu soruları kendi kendine soran ne ilk ne de son kişi siz olacaksınızdır, ama bu gidişatın pençesinden doğru kararla çıkabilmekte öyle çok kolay olmasa gerek. Yakın bir arkadaşım hiç kimsenin beklemediği bir anda, nişanına bir hafta kala ilişkisinin yürümeyeceğine karar vererek bir saat içinde uzun süreli beraberliğini bitiriverdi. Dışarıdan bakıldığında mükemmel bir beraberlikti, sanki zamanında birbirlerinin yarısını kaybedip de sonradan buluvermişlerdi, aynı zevkler, kavgasız gürültüsüz ahenkle dans eden bir birliktelik, etrafa pırıltılar saçan bir ilişki görüntüsü...

Ama kız aslında ilişkinin başından beri her şeyin o kadar dört dörtlük olması için çabalamış, kendini sevgilisine farklı göstermek için örselemişti ki, bir süre sonra mutlu olabilmek için başladığı bu ilişki zoraki bir tiyatro sahnesine dönmüştü. Kendi benliğini, özünü ilişkinin düz bir çizgide yürümesi için veto etmişti ve sonuç; o kadar emeklerle uğraşarak kurduğu iskambilden evleri ani bir rüzgârla yerle bir oluverdi. Hepimizin hayatında benzer hikâyeler farklı versiyonlarıyla can bulabilir, ama her zaman hikâyenin sonunda gökten 3 elma düşerek kitabımızın kapağını tebessümle kapatmayabiliriz. Yanımızdaki kişi belki masal görünümündeki mükemmel eşiniz olabilir, ama belki de aslında kalbinizin kilidini masaldaki alelade bir yan karakter açacaktır. Önce küçük adımlarla hayatımızdaki öncelikleri belirler, ardından bunların gerçekleşmesi için var gücümüzle savaşırız. Çoğu zaman hedefler gerçeğe dönüşür, amaçlar hayal olmaktan çıkar, hayatımızın kısır döngüsü içinde yer alıverir. Nihayetinde istediğimizi başarmışızdır, şimdi eskisinden de mutlu bir halde küçük bir neşe bulutu içinde yeni hedeflere savrulmamız gerekmektedir.

Bir gün ki o günün nerede, ne zaman ve nasıl olduğu hiç fark etmez, kafamıza ara reklâmlar alınıverir, zaman durur, hayat durur ve sadece kısa bir içsel sorgulama başlar. Evet, belki hayatımız gerçekten de planladığımız şekilde bir saat gibi işliyordur, belki mükemmel denilecek kadar sevimli bir görüntüsü vardır, hatta “şu da olsa işte tastamamım” demeye hacet bile yoktur. Kısacası her şey yolunda, keyifler tıkırındadır, somurtmak ya da şikâyet etmek için ele avuca gelebilecek herhangi bir neden yoktur. Bu durumda bizden beklenen, hayallerimizdeki hayat kurgusunun başarıyla sergilenmiş olmasından duyulan büyük bir hazla 7/24 diş macunu reklâmlarındaki gülücükler saçan kızı oynamamızdır.

Yine de ne yaparsak yapalım bir şeyler eksiktir, hani dilimizin ucuna bir şey gelirde adı ağzımızdan tam çıkamaz, orada takılı kalır ve kafamızı meşgul eder ya, işte sözde mükemmel olduğunu farz ettiğimiz hayatımızda aslında gerçekten bir şeyler eksiktir ve aslında hiçbir zaman da tam olmamıştır. Aslında bu kadar çaba bu kadar uğraş baştan beri nafiledir, çünkü sonuç ne olursa olsun elde ettiğimiz bize asla yetmeyecektir, her zaman bir eksik bulunacak, mutlu olmamız gerektiği zamanlarda yüzümüz yarım bir gülümsemeyle çevrelenecektir. Olay sadece yarısı boş olan bardağın dolu tarafını görmüş olmamız ve kendimizi her şeyin eksiksiz olduğuna inandırmamızdır. Mükemmellik sıkıcıdır, hemen hemen heyecanla beklenen bir filmin sonunun patavatsız bir arkadaşımız tarafından aniden söylenmesiyle eş değer özelliktedir. Her şey o kadar kuralına göre saat gibi işler ki bir süre sonra hayattan heyecan duyulmaz olunur. Kusursuzluk peşinde koşanlar, hata yapmamaya sadece zirveye çıkmaya o kadar odaklanır ki ayaklarının dibinden geçen olası mutluluk bonuslarını bir bir pas geçer ve hayatın güzelliklerinden yararlanmayı beceremezler.

Hayattan her zaman çifte yıldızlı pekiyi almayı ummadan yaşamalı ve kimi zaman su testisinin su yolunda kırılmasına bilinçli olarak izin vermeliyiz. Gönlümüzden ne geçiyorsa mantık süzgecinden çifter kez eleme yapmadan, biraz daha şansa bırakarak yaşamalıyız. Zaman belki de ömrü hayatımızda karşılaşacağımız en nankör kavram olarak ne kadar çabalasak da bize kulak asmayacaktır. Onu ne ellerimizle sıkıca kavrayıp orada beklemesini, ne de bize biraz daha ayrıcalık tanımasını söyleme şansımız yok. Ne olursa olsun bir gün keşke dememek için bakış açımızı iki kere düşünerek şekillendirmeliyiz. Kimse “işte bu benim hayatım ve tepeden tırnağa kusursuz” dediğinizde alkış tutmayacaktır. Belki de olması gereken yaşamlarımızı doğal akışına bırakıp ipleri biraz daha gevşetmektir, siz yine de bilge kişilerinin söylediği gibi sadece şunu yapın; “Bırakın dağınık Kalsın”….

Miranda Kerr Bu Kadar Cici Olmak Zorunda mı?

Balık etli bir bayan olarak çitoz modellere karşı oldum olası bir gıcıklığım vardır. Ama bu kıza nedense bir türlü sinir olamıyorum. (Orlando Bloom la çıkıyor olmasına rağmen:)
Şimdi şu fotoğraflarına bir bakın. Saçının şeklinden, giydiği elbiseye ve ayakkabısına kadar öyle sevimli ki.. Bu arada askılı badi ve uzun elbisesini kemerle kombinlemesi çok hoş olmuş. Açıkcası bende bahar- yaz sezonunda benzerini uygulamayı düşünüyorum.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Topshop 2009 İlkbahar-Yaz Sezonu Kreasyonu

Şu sıralar her mağazanın üzerinde dev gibi % işareti görmekten gına geldiği bir dönemde, kendi adıma artık vitrinde yeni bir şeyler olsun istiyorum. Yani ne olursa olsun, ne fiyatta olursa olsun yeterki yeni olsun. İçimiz açılsın, vizyonumuz yenilenip genişlesin. Yahu kıştan beri indirim indirim, hep aynı şeyler ve de artık millet alacağını almış olduğu için ortada dişe dokunur bir şeyde yok, sadece çapul çupul. Topshop ta şu sıralar hala indirim devam etmekte ama dediğim gibi çok fazla iç açıcı birşey kalmış değil. Ama yeni sezon yurtdışında canavar gibi açılmış ve satılmaya başlanmış bile. Neyse biz daha sergilenmeye başlamadan ne varmı bir bakalım, en azından gözümüze kestiririz değil mi :)


Rihanna ve Mavi Ayakkabıları

Rihanna ilk çıkış yaptığı zamanlarda bana inanılmaz güzel ve alımlı geliyordu. Hele Unfaithful klibinde kesinlikle süper görünüyordu. Ama ne zamanki şu saçını kestirdi ve tarzını biraz daha agressive-rocker girl şekline soktu, şimdi açıkcası çok da eskisi gibi gelmiyor. Neyse Rihanna'dan ziyade burada giymiş olduğu ayakkabılardan bahsedelim. Rodarte tasarımı olan bu maviş sandaletleri çok beğendiğimi söylemeliyim.


Hayden Panettiere'ın Yeni Saç Modeli

Heroes'un yıldızı "Hayden Panettiere" da saçını kısa kestirenler kervanına katılmış. Saçı fazlasıyla uzun olan biri olarak böyle kısa kesilmiş saçları görünce "neden olmasın" diye şüpheye düşüyorum. Ama inanın uçlarından bile kestirsem yaklaşık on dakika içerisinde saçımı kesen kuaföre seri katil muamelesi yapıp surat asıyorum..
Ama bu model bence hakikaten çok cici ve çok da modern duruyor..

Hayden Panettiere'ın Yeni Saç Modeli

17 Şubat 2009 Salı

Çeşit Çeşit Baskı T-shirt'ler

Bu aralar çeşitli renk ve yazılardaki baskılı t-shirt'ler çok moda. Özellikle 1960-70-80'li yıllarının baş tacı grup ve vokallerin grafikleri t-shirt'leri süslüyor. Blondie, Jimi Hendrix, David Bowie, Beatles vs... Açıkcası ben kendi adıma bir Audrey Hepburne t-shirt ü olsa bayıla bayıla giyerdim. Ama hiç bir yerde bulamadım..Neyse umut etmeye devam...

Bir Alışverişkoliğin İtirafları (Confessions of a Shopaholic)

Geçenlerde, gittiğim sinemada boy boy afişlerini gördüğüm "Bir Alışverişkoliğin İtirafları" şu sıralar fazlasıyla ilgimi çekmiş durumda. Bir kere afiş beni fena halde cezbetti.
Konusuna gelince: "Rebecca Bloomwood, New York’lu neşeli bir kızdır. En iyi yaptığı şeyse; alışveriştir. Hayaliyse sürekli takip ettiği moda dergisinde çalışmaktır, fakat derginin içine adımını dahi atamaz. Ama sonunda bu dileğine yaklaşır, aynı yayın grubundan olan bir finans dergisinde bir köşe kapmıştır. Bu köşenin konusuysa az parayla çok alışveriştir. Fakat bu konu onun için gerçek zordur.Çok satanlar listesine giren kitaplardan uyarlanan filminin yönetmenliğini My Best Friend’s Wedding 'den bildiğimiz P.J. Hogan, yapımcılığını Pirates of the Caribbean üçlemesi ve National Treasure serisinin yaratıcısı Jerry Bruckheimer gerçekleştirdi.
(Beyazperde.com'dan alıntıdır)

Çılgın Kız Elbiseleri

Her zaman öyle cicili bicili, klasik elbiseler beğenilecek diye bir kaidemiz yok. Arada sırada çizgileri kaydırarak, uçlara yönelip farklı tarzları deneyebiliriz. İşte size örnekler...

Haftanın Hoşa Gidenleri

15 Şubat 2009 Pazar

Ah Victoria, Vah Victoria

Oldum olası Victoria Beckham'dan haz etmem, beğenen ve moda konusunda örnek alan da var mıdır inanın bilmiyorum. Suratsız ve mimiksiz ifadesi, kırılacakmış gibi görünen garip vücut şekli ile Biyonik robotları andırıyor .Bu kadın çanta ve ayakkabı dışında hiç bir konuda beni etkilemiyor. Zaten çanta ve ayakkabının en gösterişli ve en güzelinin teminini de sağolsun kocasının parası ve ünlü tasarımcıların desteği ile sağlıyor. O sebeple bence ne kadar zayıf, çelimsiz ve estetikli olursa olsun!! moda alanında benden artı alamaz. Gerçi onu taklit edenler de yok değil. Örneğin eski manken, yeni sosyetik, reiki-ci, yemek şefi, mükemmel anne ve eş ve bir o kadar zayıf bir bayanımız, Türkiye'deki şubesi olarak hemen hemen her gün karşımızda. Ne diyeyim, biz böyle daha güzeliz bence..
Photos via SplashNews

Erkek Arkadaş Pantolonları (Boyfriend Jeans)

Bir kaç ay önce ilk olarak Katie Holmes üzerinde gördüğümüz "Erkek Arkadaş Pantolonları (Boyfriend Jeans)" daha sonraları aldı başını götürdü. Kızcağızın bu pantolonla ilk fotoğrafını gördüğümde "e bu da artık moda ikonu olcam diye ne yapacağını şaşırdı" dedim. Ne yalan söyleyeyim hala da çok fazla ısınmış değilim, yani bildiğin iki beden kotu al üzerine giy, paçalarını da bahçe sulamadan önce kıvırdığın gibi iki kat kıvırıver al sana boyfriend jean.. Ama moda konusunda hiç bir zaman büyük konuşmamak gibi bir adetim var. Zira bugüne kadar "yok daha neler, hiç işim olmaz" dediklerimi seneler sonra aman ne güzel diye alıp giydiğimi bilirim...Karar sizin..
.

Blog Widget by LinkWithin