5 Mayıs 2009 Salı

Zaman Denilen Çelişki

Zamanın yanlışlıkla girdiğiniz tek şeritli bir yolda, tam karşıdan üstünüze doğru gelen kocaman bir tır gibi sizi köşeye sıkıştırmaya çalıştığını hisseder gibi olur musunuz? Telaş içerisinde yapabileceğiniz en iyi manevrayı yapmaya çalışırsınız ama o yine de üstünüze doğru gelmeye devam eder…
Aslında her şey bir sabah sanki hiç başınıza gelmeyecek gibi düşündüğünüz o kırışıklıkların göz çevrenizde birden oluştuğunu fark ettiğinizde başlar... Aman Allah’ım bu ne zaman oldu diye feryat edip, o sinsice ilerleyen süreci kafanızda canlandırmaya çalışırsınız. Daha sonra aynadaki yansımanıza sanki daha önce hiç bakmamışsınız gibi dakikalar boyunca kendinizi seyrede durursunuz. İşte o an, zamanın ne kadar acımasız olduğunun idrakine varırsınız. Evet, kesinlikle doğru; zaman fazlasıyla acımasızdır, şakası yoktur ve her kim olursa olsun asla iltimas geçmez. Bir kere onun çizdiği yola girdiniz mi mecburen onun kurallarına uymak zorunda kalırsınız.
Pek çoğumuz küçükken bir an önce büyümek, yaşımızı daha fazla haneli bir sayıya çıkartmak için ne kadar da heveslenirdik. Büyüdüğümüzde her şeyin daha bir güzel olacağını düşünür, gelecekle ilgili planlar kurardık. Benim o yaşlarda derslerden, sınavlardan ve çevremdeki büyük kitlesi tarafından çoğu kez kale alınmadığım zamanlarda oflaya poflaya en çok iç geçirdiğim şey, bir an önce emekli olup bir sahil kasabasındaki evimin terasında, sallanan sandalyemde tüm gün oturup taze sıkılmış limonatamdan yudumlamaktı. Şimdi ise bu hayali dehşet içinde kafamdan silmeye çalışıyorum, çünkü dün benim için sanki duran zaman, şimdi sürekli tam gaz ilerliyor.
Kimi zaman yolda yürürken, okulda ona takan öğretmenden yakınan ve bunu dünyanın en önemli şeyiymişçesine anlatan o gencin konuşmalarına kulak kabartıp daha sonra içinizden “Sen daha hiçbir şey görmedin” diye söylenir ya da bir kafede öylece otururken hemen yanı başınızdaki o liseli kızın, karşısındaki çocuğa suratında muhtemelen bir ila üç arası bir sayıda kocaman sivilcelerinin olmasına rağmen yine de sanki Justin Timberlake’miş gibi bakmasını gülerek izlemez misiniz? Gerçektende o dönemde karşı cins konusunda neden bu kadar garip zevklere sahiptik? Beğendiklerimizi sanki bir çeşit kara büyünün etkisiyle muhteşem tapılası bir varlık gibi görür, hiç toz kondurmazdık. Bu yaşlarda ise armudun sapı üzümün çöpü felsefesiyle önümüze her çıkanı eleştiri yağmuruna tutuyoruz.
Hiç düşündünüz mü şimdiki hayat tecrübeniz ve o yaşların ne kadar değerli olduğunun bilinciyle nasıl da tadını çıkarırdınız o günlerin? Şu an sahip olduğunuz ağır sorumlulukların omuzlarınıza görünmez bir yük gibi çökmeden, sürekli hata yapma kaygısı olmadan, bazı zamanlar bir çeşit sirke benzettiğiniz hayatınızda sürekli aynı ince ipin üzerinde mecburi bir denge üzerinde durma zorunluluğu olmadan istediğiniz gibi düşmenin heyecanını yaşardınız… Belki de hayatı daha fazla sindirerek yaşardınız. Çünkü zamanın ne kadar önemli olduğunun bilincinde olur, yaşamın ileri ya da geriye sarmayan bir düğmesi olmadığını bilirdiniz. Pişmanlıkların, ertelemelerin, “yarın yaparım” ların, bile bile pas geçmelerin ya da farkındalık-sız-lıklarımızın geriye dönüşü olmadığını anlar, belki de hayatınızın çok daha farklı bir yönde akmasına sebep olabilirdiniz.
Zamanın, bir kutu plastik yapıştırıcı ile istediğimiz yere sabitlenemeyeceğini anladığımızda hayatımızın geri kalanı için artık daha verimli hareket etmemiz gerektiğinin bilincine varırız. Bundan sonrası için neler yapabileceğimiz tamamen kendi şahsımıza münhasırdır. Belki çocukluğumuzda ya da gençliğimizde yakaladığımız o sevimli tadı ne yaparsak yapalım tekrar elde edemeyiz ama buna rağmen her yaş döneminde gökyüzünü alabildiğine mavi görebilmek ya da gördüğümüzü düşünmek yine bizim elimizde. Geriye her dönüp baktığınızda sizi gülümsetebiliyorsa yaşadıklarınız emin olun daha nicelerini yaşayacaksınız. Yeter ki sevdiklerinizle, sevdiğiniz şeylerle meşgul olmayı bırakmayın. Her günü bir öncekinden daha özel daha güzel kılmak, hayal etmekten, sevmekten ve inanmaktan vazgeçmemek bizim elimizde… İşte o zaman bırakın zaman dilediği gibi akıp gitsin…

1 yorum:

amati dedi ki...

Uzun zamandır hasret kalmıştık bu kalitede ve motivasyon düzeyinde bir yazıya.Tebriklerrr :)

Blog Widget by LinkWithin