21 Nisan 2009 Salı

Taklitler Gerçekten Asılları Yaşatır mı?

Önünüze iki seçenek sunsalar ve şöyle deseler; Birincisi, doğru ya da yanlış olsun kendi bildiğin gibi yap. İkincisi, doğru ya da yanlış kurcalama önünde zaten giden biri var yorulma onu takip et.
Ben ilkini seçerim; doğru ya da yanlış kendi bildiğim yoldan gitmeyi, kendi attığım adımın sorumluluğunu alarak tamamen özgün olmayı. Bu ben beş yaşımdayken de böyleydi hala da böyle. Bana göre yapılması gereken benden önce gidenin yol kenarına attığı ekmek kırıntılarını takip ederek yolumu bulmak olmamalı. Kendi kalbimi ve mantığımı bir çeşit pusula gibi kullanarak adım atmak olmalı.
Ama malesef bu herkes için geçerli bir felsefe olmuyor. Karşındaki senin sinir bozucu bir yansıman gibi ne yaparsan yap aynısını benimsiyor. İşin kötüsü üzerine giydiği bu benzerlik giysisi onda bariz şekilde iki beden bol duruyor ve ne yazık ki o bunu farketmekten çok uzak...
Taklit edenler kendi iç dünyalarında her ne kadar başarı yüzdelerinin büyük olduğunu düşünseler de aslında öyle değildir. Yaptıkları sadece zaten var olanın benzer bir varyasyonunu sağlamak ve Amerikayı ikinci kere keşfetme çabası içine girmektir. Halbuki emitasyonu olduğu kişi; zaten yapmakta olduğu işi en güzel şekilde yapmaya devam eder, çünkü sahip olduklarıyla zaten asıl ve gerçektir. Ama taklidi ise sadece içinde bulunduğu iki kaşıklık suda geniş kulaçlar eşliğinde yüzmek için çabalar durur...Bu durumu gözünüzde canlandırınca ne kadarlık bir başarı yüzdesi olduğu çok da aşikardır öyle değil mi?
Bana göre yaptığı işe emek veren ve gerçekten iyi bir şeyler üretmek adına yenilikleri göze alan cesur kişiler her zaman bu emeğinin karşılığını alır. Ne kadar benzerleri olsa da olmasa da...Şu da bir gerçek ki arada bir ne kadar başarılı olduğunu görmek istiyorsan, ardına dönüp peşi sırandakine bir bakmak ta yarar var. Çünkü, sadece başarı taklit edilir..
Sevgiler

Hiç yorum yok:

Blog Widget by LinkWithin