19 Şubat 2009 Perşembe

Mükemmel Görünmeyi Arzulamak Bir Çeşit Zafiyet mi Yoksa Hayatımızın Bir Parçası mı ?

Kabul edelim her birimiz şu okuduğumuz nefes kesici romanlardaki ya da izlediğimiz filmlerdeki muhteşem kadın figürü gibi olmak isteriz.
Her zaman enfes saç kesimleri, elit giyim zevkleri, dört dörtlük vücutları ve yere göğe sığdırılamayan hayranlık duyulası kişilikleri vardır. Onları asla lekeli bir t-shirtle göremezsiniz. Asla kuaförlerinin saçları üzerinde yapmış olduğu kaza kurşununa kurban gitmezler. Asla trafikte bir anda önüne atlayan araba şoförleriyle ağız dalaşı yapmazlar. Asla o çikolatalı sufleye son kaşığı daldırdıktan sonra gömleklerinin üzerine minicik bir leke bile dökülmez ya da müthiş leziz salatalarını yedikten sonra dişlerinin arasında yeşiller içinde sırıtan bir ot kafilesi olmaz. Asla eğlenceli ve kalabalık bir partide pahalı ayakkabılarının topukları kırılmaz ve asla mağazaların indirim dönemlerinde kendi gibi alışveriş aşkıyla yanan koca bir hengâme topluluğu içinde kalmazlar. Hayat eğer bir çeşit zar oyunuysa bayan mükemmeller için bu zar hep düşeş gelir ve asla kaybetmeleri gibi bir seçenek yoktur.
Bu yürüyen kusursuzluk abideleri hemen hemen herkesin çevresinde mutlaka vardır. Hatta birçoğumuz kendi hayatlarımızda bayan mükemmel olmak için özel bir çaba sarf ederiz. İlişkilerimizde bile bu yüksek mükemmeliyet standardına uymak için kendimizi yer bitiririz. İçimizden gelen ses farklı, kusursuzluğa ulaşmak yolunda mutasyona uğrayan davranışlarımız, hal ve hareketlerimiz bir o kadar farklıdır.

İlişkilerimize her zaman güzel temennilerle başlar ve bunu umarak hayatımızı normal akışından biraz da olsa saptırırız. Genellikle başlangıçlarda farkında olmadan zaaflarımızdan ve bazı kişisel özelliklerimizden olabildiğince arınmaya çalışırız. Kimimiz normalde fazlasıyla panik ve kontrol delisi olduğu halde, asla telaşlanmayan, en zor durumlarda bile sakinliğini koruyan sinirlerini aldırmış bir tavır takınır, kimimiz içinde muzur ve afacan bir çocuk yattığı halde sessiz sakin bir prenses edasına bürünür, kimimiz ise münzevi ve içe dönük bir hayatı sevdiği halde olduğundan daha sosyal, aktiviteden aktiviteye koşar gibi görünür. Tek dileğimiz sevdiğimizin bizi kusursuz görmesi ve hata hanemize asla eksi puan yazdırmamaktır. Çünkü sevdiğimiz kişiye karşı içine girdiğimiz bu mükemmeliyet giysisinin sevdiğimizi bize bağlayacağını ve ilişkimizi daha uzun süreli kılacağını düşünürüz. Ne de olsa mükemmel kızlar asla terk edilmez, aldatılmaz ve her zaman değerleri bilinir…Bazen bu yolda çok uzun bir zaman boyunca kapılıp gidilir, çevredekilerin farkındalığımızı açma çabaları görülmezden gelinir ve kendi kendimize mutluyum telkinleri verilerek çizilen kusursuzluk tablosu muhteşem çerçevesiyle başköşede sergilenmeye devam eder.
Ama bazen içimizde fırtınalar kopar, aslında ne bu kişinin ne de bu görünen hayatın bize ait olmadığını haykırmak isteriz. “Artık ip inceldiği yerden kopmalı, ne olacaksa biran evvel olup bitmeli” diye içsel isyanlar ederiz. Tek istediğimiz yine eski benliğimize geri dönüp kusurlarımızla, ama bir o kadar özgür yaşamaktır. Bu rol kesmelerin bitmesini dileriz, ama çok azımız bu döngünün içinden çıkabilecek cesareti kendinde bulabilir. Zira kafamızın bir köşesinde neon ışıklarıyla yanan sorularla başa çıkmak gerçekten de kolay değildir. “ Ya artık kendim gibi olmaya başlarsam ve o beni istemezse?” “ Ya ayrılırsam şimdi bunu herkese ben nasıl anlatırım? ”, “Ayrıldıktan sonra yeni bir ilişkiyi başlamayı nasıl göze alırım? ”… Bu soruları kendi kendine soran ne ilk ne de son kişi siz olacaksınızdır, ama bu gidişatın pençesinden doğru kararla çıkabilmekte öyle çok kolay olmasa gerek. Yakın bir arkadaşım hiç kimsenin beklemediği bir anda, nişanına bir hafta kala ilişkisinin yürümeyeceğine karar vererek bir saat içinde uzun süreli beraberliğini bitiriverdi. Dışarıdan bakıldığında mükemmel bir beraberlikti, sanki zamanında birbirlerinin yarısını kaybedip de sonradan buluvermişlerdi, aynı zevkler, kavgasız gürültüsüz ahenkle dans eden bir birliktelik, etrafa pırıltılar saçan bir ilişki görüntüsü...

Ama kız aslında ilişkinin başından beri her şeyin o kadar dört dörtlük olması için çabalamış, kendini sevgilisine farklı göstermek için örselemişti ki, bir süre sonra mutlu olabilmek için başladığı bu ilişki zoraki bir tiyatro sahnesine dönmüştü. Kendi benliğini, özünü ilişkinin düz bir çizgide yürümesi için veto etmişti ve sonuç; o kadar emeklerle uğraşarak kurduğu iskambilden evleri ani bir rüzgârla yerle bir oluverdi. Hepimizin hayatında benzer hikâyeler farklı versiyonlarıyla can bulabilir, ama her zaman hikâyenin sonunda gökten 3 elma düşerek kitabımızın kapağını tebessümle kapatmayabiliriz. Yanımızdaki kişi belki masal görünümündeki mükemmel eşiniz olabilir, ama belki de aslında kalbinizin kilidini masaldaki alelade bir yan karakter açacaktır. Önce küçük adımlarla hayatımızdaki öncelikleri belirler, ardından bunların gerçekleşmesi için var gücümüzle savaşırız. Çoğu zaman hedefler gerçeğe dönüşür, amaçlar hayal olmaktan çıkar, hayatımızın kısır döngüsü içinde yer alıverir. Nihayetinde istediğimizi başarmışızdır, şimdi eskisinden de mutlu bir halde küçük bir neşe bulutu içinde yeni hedeflere savrulmamız gerekmektedir.

Bir gün ki o günün nerede, ne zaman ve nasıl olduğu hiç fark etmez, kafamıza ara reklâmlar alınıverir, zaman durur, hayat durur ve sadece kısa bir içsel sorgulama başlar. Evet, belki hayatımız gerçekten de planladığımız şekilde bir saat gibi işliyordur, belki mükemmel denilecek kadar sevimli bir görüntüsü vardır, hatta “şu da olsa işte tastamamım” demeye hacet bile yoktur. Kısacası her şey yolunda, keyifler tıkırındadır, somurtmak ya da şikâyet etmek için ele avuca gelebilecek herhangi bir neden yoktur. Bu durumda bizden beklenen, hayallerimizdeki hayat kurgusunun başarıyla sergilenmiş olmasından duyulan büyük bir hazla 7/24 diş macunu reklâmlarındaki gülücükler saçan kızı oynamamızdır.

Yine de ne yaparsak yapalım bir şeyler eksiktir, hani dilimizin ucuna bir şey gelirde adı ağzımızdan tam çıkamaz, orada takılı kalır ve kafamızı meşgul eder ya, işte sözde mükemmel olduğunu farz ettiğimiz hayatımızda aslında gerçekten bir şeyler eksiktir ve aslında hiçbir zaman da tam olmamıştır. Aslında bu kadar çaba bu kadar uğraş baştan beri nafiledir, çünkü sonuç ne olursa olsun elde ettiğimiz bize asla yetmeyecektir, her zaman bir eksik bulunacak, mutlu olmamız gerektiği zamanlarda yüzümüz yarım bir gülümsemeyle çevrelenecektir. Olay sadece yarısı boş olan bardağın dolu tarafını görmüş olmamız ve kendimizi her şeyin eksiksiz olduğuna inandırmamızdır. Mükemmellik sıkıcıdır, hemen hemen heyecanla beklenen bir filmin sonunun patavatsız bir arkadaşımız tarafından aniden söylenmesiyle eş değer özelliktedir. Her şey o kadar kuralına göre saat gibi işler ki bir süre sonra hayattan heyecan duyulmaz olunur. Kusursuzluk peşinde koşanlar, hata yapmamaya sadece zirveye çıkmaya o kadar odaklanır ki ayaklarının dibinden geçen olası mutluluk bonuslarını bir bir pas geçer ve hayatın güzelliklerinden yararlanmayı beceremezler.

Hayattan her zaman çifte yıldızlı pekiyi almayı ummadan yaşamalı ve kimi zaman su testisinin su yolunda kırılmasına bilinçli olarak izin vermeliyiz. Gönlümüzden ne geçiyorsa mantık süzgecinden çifter kez eleme yapmadan, biraz daha şansa bırakarak yaşamalıyız. Zaman belki de ömrü hayatımızda karşılaşacağımız en nankör kavram olarak ne kadar çabalasak da bize kulak asmayacaktır. Onu ne ellerimizle sıkıca kavrayıp orada beklemesini, ne de bize biraz daha ayrıcalık tanımasını söyleme şansımız yok. Ne olursa olsun bir gün keşke dememek için bakış açımızı iki kere düşünerek şekillendirmeliyiz. Kimse “işte bu benim hayatım ve tepeden tırnağa kusursuz” dediğinizde alkış tutmayacaktır. Belki de olması gereken yaşamlarımızı doğal akışına bırakıp ipleri biraz daha gevşetmektir, siz yine de bilge kişilerinin söylediği gibi sadece şunu yapın; “Bırakın dağınık Kalsın”….

Hiç yorum yok:

Blog Widget by LinkWithin