19 Ocak 2009 Pazartesi

Günümüz Erkeklerinin Kronikleşmiş Issızlığı


Türk sinemasının dahi çocuğu Çağan Irmak yapar da nasıl kötü olur? Bu haftasonu Issız Adam'ı izleme şansım oldu. Belki de şu anda aşkın, sevginin kelime anlamının ne hale geldiğini en gerçekçi şekilde ortaya seren Yeşilçam tadında ama bir o kadar profesyonel bir film olmuş. Film bittiğinde kahrolsun böyle adamlara, böyle aşklara, siz aşktan sevgiden ne anlarsınız sloganlarıyla feminizm duygularım kabarmış, bütün bir akşam hep aynı şeyleri düşünür olmuştum..

Çünkü çevremizde Alper'lerin ve hatta ondan daha da az acıma duygusuna sahip yoz erkeklerin bulunması gerçeği tüyler ürpertici. Aşktan anlamayan, ondan kaçan, bulduğunda elinin tersiyle iten, değerini anlamayan ve koruyamayan, onu seveni acıtan, inciten ve tüm bunları da bile bile yapan ıssız, duygusuz adamlar....

Eminim hepimiz birer kadın olarak kendimizi Ada'nın yerine koyduk. Onun bulunduğu durumda olsak ne yapardık senaryolarını iç dünyamızın farklılıklarına göre ayrı ayrı şekillendirdik. Ama nihayetinde hepimiz onun çektiği acıyı, ızdırabı içimizin en derinlerinde tenimizde bile hissettik. Onun yanaklarından süzülen terk ediliş göz yaşlarının tuzunu belli belirsiz dilimizde tattık. Çünkü seven biri bunları haketmez.. Çünkü sevgiyi elinin tersiyle itmek bu kadar kolay olamaz.. Vazgeçmek bu kadar kolay olamaz, olmamalı..

Ama günümüz şartlarında maddi bakımdan sıkıntısı olmayan, ay sonunu nasıl getireceğini düşüneceğim diye gece uykuları kaçmayan, bir eli kaymakta bir eli nutella da varlıklı erkek tiplemeleri, her istediklerini yapabildiklerini düşündükleri için hayatı Matrix'in kırmızı hapını almadan önceki gibi yarı sanal görmekte.. Her istedikleri kadını elde edebilirler, onlara her istediklerinde sahip olabilir, her istediklerini yaptırıp, hissettirip yine istediklerinde konuk sanatçı edasıyla çekip gidebilirler. Bu onların en doğal hakkı ya! Aferin onlara!!

Filmde Ada'nın söylediği müthiş bir cümle vardı. "Karda donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında bile değilsin". Belki de Alper'in ve Alper gibilerin kendi özel lunaparklarına giriş biletlerini kestiklerini sanıp, hayatları boyunca içinde mahkum kalacakları o ıssız adanın mevcudiyetini gösteren en iyi ibare buydu..
Ada ve Alper'in film sonunda iç ses konuşmalarının birer "gerçek kesit" olarak, ıssız adam olma potansiyeli taşıyan erkeklere, kronikleşmiş ıssızlıklarının gelecekte onları yalnız, kimsesiz, sevgisiz ve eski cazibelerinden uzak, bir o kadar bunalımlı hüzünlü, depresif yüzlere dönüştüreceği belgesel tadında keyifle izlettirilebilir...

Son olarak Kahrolsun Issız Adamlar, Yaşasın Gerçek Aşklar diye cümlemizi bitirelim:)

1 yorum:

airmag dedi ki...

Merhaba Pınar,
Yorumlarına kısmen katıldığımı söylemeliyim, ancak erkekleri eleştirmede kantarın topuzunu biraz kaçırmışsın gibi geldi bana. Ben hayatın pek çok alanında, hele ki ikili ilişkilerde geminin yüzeceği rotaya kadınların karar verdiğini çok iyi bilenlerdenim. Buradan hareketle de diyebilirim ki; bir ilişkide kadın eğer acı çekiyorsa büyük ihtimalle birlikte olduğu erkekle çıkar ağırlıklı bir ilişki yaşıyor olabilir. Zira en entellektüel salon erkeğinden, en kaba saba maçoya kadar tüm erkekler, ayakları yere basan, kültürlü ve en önemlisi de akıllı bir kadına karşı tamamen savunmasızdır. Yeter ki kadın birlikte olduğu erkeği doğru olarak sezebilsin, gerisi Allah vergisi kadın yöntemleriyle çocuk oyuncağı. O yüzden bir ilişkide kadın gerektiği gibi kaptanlık yapamıyorsa kayalara bindiren geminin pek bir suçu yoktur. Hiçbir erkek donanımlı ve kendinden emin bir kadını üzemez, kadın ancak kendi izin verdiği ölçüde üzülebilir ve kırılabilir. Erkeğin sevgisi ve şehveti bir paranın iki yüzü gibidir, ne zaman hangi yüzün yukarı geleceğini akıllı bir kadın kestirebilir ve parayı da ona göre fırlatabilir.

Blog Widget by LinkWithin