5 Ocak 2009 Pazartesi

AŞKIN SIRRI BİLİNMEZ

Kabul edelim hepimiz hayatımız boyunca mutluluktan sarhoş olacağımız, içimizi kaplayacak bir aşkın peşinde koşarız. Bu öyle bir şey olmalı ki kulağımızda aşkın çanları çalmalı, ayaklarımızın altından gökkuşağından bir saadet bulutu geçmeli, kendi romantik filmimizin başkahramanı olmalıyız. Aşk güzeldir, damarlarımıza akan kanın hızlanmasını sağlar, insana yaşadığını hissettirir. Bazen hiç yapmayacağım dediğiniz şeyleri yaparsınız, daha önce çevrenizde görüp de karakterime aykırı dediğiniz şeyleri.

Ondan önce bağımsızlık nutukları atan, amazon kadınlarının efsanesini içinde barındıran asi ve dizginlenemeyen bir ruhsunuzdur. Kendinizden asla taviz vermeyeceğinizi dostlarınıza gururla anlatır, çevrenizde aşk esiri olmuş insanlara burun kıvırarak bakar, belki de bu kadar zayıf ve dirençsiz oldukları için onları kınarsınız, nasılsa kimse sizi değiştiremez.

Ama o hayatınıza girdikten sonra tüm bu söylenenler havaya karışıp uçacak ve aklınızda bir zerresi bile kalmayacaktır. Ne de olsa aşk budur, ayaklarınızın yerle olan fiziki temasının kesilmesini, aklınızın başınızdan firar etmesini, kalbinizin ramazan davulu edasıyla atmasını, gözlerinizin önüne kalp şeklinde tül bir perdenin çekilerek dünyaya sevgi pıtırcığı olarak bakmasını sağlar. Bu doğal bir süreçtir; yediden yetmişe, kaç yaşında ve nasıl bir kişiliğe sahip olursanız olun, benzer motifler halinde aşk kapınızı çalarak sizi etkileyecektir.

Yıllardan beri yelkenleri suya indirmek için beklediğiniz aşk, artık avuçlarınızın içindedir ve geriye sadece şansınıza şükrederek olabildiğine tadını çıkarmak kalmıştır. Bir süre hayalle gerçek arasında gider gelirsiniz, bazen her şeyin bu kadar yolunda gitmesine şaşırmak elden bile değildir, zira ezelden beri kendi rumuzunu “Bayan Karabaht” olarak ilan eden biri için beyaz atlı prense tez elden kavuşmak yüzyılın en iyi olayıdır. Ancak gözünüze inen bu perde zamanla dalgalanmaya başlar ve ardından daha önce hiç fark etmediğiniz bazı kaçınılmazlıkları da gün yüzüne çıkarır. Bu kaçınılmazlıklar, taraflardan birinin, bir diğerini kendi doğrularına, zevkine göre hareket etmesini arzu etmesi ya da kısa bir anlatımla “değiştirmesi” olayıdır.

İlişkinin ilk ballı kaymaklı günlerinde sizi yere göğe sığdıramayan, hatta başlı başına bir nihavent mucizesi ilan eden, her söylediğinize ve yaptığınıza alkış tutan bu kişi artık sizi eleştirir olmuştur. Size burun kıvırdığı yerlerde ise kendinden ya da çevrenizdeki kimselerden örnekler vererek size “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” kıvraklığı yapıp, bunun arkasından iç geçirerek sizinde bu şekilde olmanızın onun ne kadar hoşuna gideceğinden dem vurmaya başlar. Karşınızdaki bu kişinin size kullanacağı en kuvvetli koz ise işte budur; “Bu şekilde olmanızın onun ne kadar çok hoşuna gideceği”… Bu koz hemen hemen pek çok aşkzede tarafından farkına varılmadan yenilip yutulur, hatta hazmetmeye fırsat bırakılmadan sıcağı sıcağına ani ve hesaplı bir operasyona maruz kalınır.

Bu operasyon süresinde kişiliğiniz matematiksel bir uygulamaya tabi tutulur, önce bir bütün olarak her yönünüz orta sahada toplanır, sonra gereksiz olanlar ve hoşa gitmeyenlerin büyük bir kısmı çıkarılır, ardından onun beklentileri yönünde elde kalanlarla çarpılır, sonuçta ortaya bölünmüş, eklemelerde bulunulmuş yepyeni bir siz çıkarsınız. O katıksız rafine kişiliğiniz artık reformasyon geçirmiş ve kullanıma hazır duruma getirilmiştir. Kimimiz bu değiştirilme sürecinin farkında bile olmayız, her şey o kadar ince ve çabuk örülmüştür ki.

Sizde meydana gelen bu yeniden doğuş serüveni çeşitli şekillerde cereyan edebilir; dinlediğiniz müzikler, okuduğunuz kitaplar, izlediğiniz televizyon dizileri ve filmler, o güne kadar yapmaktan zevk aldığınız alışkanlıklar, davranışlarınız, giydiğiniz giysiler, moda tarzınız, gittiğiniz cafeler vs… Bu kadarla sınırlı değil hatta görüştüğünüz arkadaşlarınız, dostlarınız belki aileniz bile bu ıslah edilme süzgecinden geçecektir.

Karşınızdaki sizi bu yeni halinizde gördükçe kendisiyle övünür, nasıl başardığını düşündükçe omuzlarını kabartır ve eserini sahiplenir, çünkü artık uzun zamandır sahip olmak istediği ve tamamıyla beğenisine hitap eden birisi vardır karşısında. Eski eleştirel homurdanmalar, senin yerinde olsam şöyle yapardım lar, başkalarını göstererek verilen örnekler, tavsiye başlığı altındaki uyarılar sona ermiştir. Ve siz bu sükûnet dönemini uzun zamandan beri öyle bir özlemle beklemişsinizdir ki elinize Nobel ödülü verilse anca bu kadar gurur duyarsınız.

Bu gizli operasyon esnasında arada sırada içinizde huzursuz kıpırdanmalar olur, ama yinede kendi kendinize bunun sadece basit yenilikçi bir adım olduğu konusunda telkinler verirsiniz. Belki bunlar gereklidir, belki o olmasa bu değişiklikleri zaten siz yapacaktınız ya da belki olgunlaşmayla beraber herkesin kat etmesi doğal gereken bir süreçtir.

Belki de hiçbiri değildir ve sizi değiştirmeye gerçekten hakkı yoktur. Günlük giysilerinizin arasına karıştırılmış iki beden büyük bir elbise gibi bu durumu fark edene kadar giymeye devam edersiniz, ya da birilerinin sizi durdurup bunu fark ettirmesine kadar… İşte o zaman bu deja vu baloncuğu bir anda patlayıverir, ardından hemen silkelenir ve “ben nerdeyim, ben kimim” repliklerini dehşet içinde tekrar edersiniz. Çünkü daha önce kendi kararlarınızı kendiniz alırken, doğrunuz ve yanlışınızla hayata bireysel bakarken, otomatik bir çamaşır makinesi gibi birileri tarafından programlandırılmışsınızdır. O güne kadar sahip olduklarınızla yaşayan bir bütünken, böyle kabul edilmek yerine ufalanmış, değiştirilmiş, parçalanmış ve bir hamur gibi başkasının elinde istenen şekle göre yoğrulmuşsunuzdur. Ortaya çıkan eser ise sizi şekillendiren sanatçının sergi salonunda teşhir edilmeye konulmuştur, bu durum ise tabiî ki en çok fikir sahibini memnun etmiştir.

Aşk öyle bir muammadır ki bir yandan ayaklarınızı yerden kesmesini bildiği gibi, diğer yandan daha önce durduğunuz o zemine baş aşağı çakılmanızı da sağlayabilir. Çünkü bilinen bir gerçektir ki sevgide hesap kitap olmaz. Gönlünüzün seçtiği kişi her yönüyle sizin için tastamamdır, eksiğiyle fazlasıyla onu her şeyiyle kabul etmişsinizdir ve buna karşılık onun da size karşı olan duygularının aynı şekilde olmasını beklersiniz. Ancak her zaman işler beklediğiniz gibi olmayabilir ve sizden bu beklentiler içine girildiği zaman kafanızda haklı olarak soru işaretleri çıkabilir, hatta duygusal olarak kendinizi yıkılmış hissedebilirsiniz. Yalnız bunu birde diğer tarafından algılamakta fayda da vardır. Sevgiliniz sizden değişmenizi istediğinde belki de bunun gerçekten sizi sevdiği için istiyordur. Belki de birlikte olmak istediği kişi zaten karşısındadır ve hayatınıza katacağı birkaç detayla mutluluğunuzu kalıcı hale getirmeyi arzuluyordur. Bazen karşınızdaki insanların tavsiyeleri ilk bakışta gereksiz gibi görünse de kimi zaman gelişiminizde ve dünyaya bakışınızda fazlasıyla katkı sağlayabilir.

Aşkların fast food zihniyetine bürünerek kolayca başlayıp kolayca bitirildiği günümüz şartlarında, sevdiğinizle aranızdaki kapıları ilk çıkan fırtınada ardına kadar kapatmak yerine, hiçbir soru işaretine maruz bırakmadan tamamen açmalısınız. Hayatınızı ondan önce ve ondan sonra olarak algılamanız, değişimlerin herkesin hayatında bir şekilde zaten olacağını unutmamalısınız. Önemli olan sizden değişmenizi talep eden kişinin sizi gerçekten sevip sevmediği ve bunun yanı sıra sizin bu değişim sürecine ne kadar ihtiyacınızın olup olmadığıdır. Kendinize sormanız gereken yegâne soru işte bu dur. “Tüm bunları beni gerçekten sevip değer verdiği için mi yapıyor ?”. Eğer kendinize dürüst olarak bu sorunun cevabını verebilirseniz, ilişkinizin bu boyutunda nasıl bir davranış biçimi sergilemeniz gerektiğini de bulursunuz. Ne de olsa aşk herkese farklı yüzünü gösterir, her ne kadar arada tökezleseniz ve yanılgılara düşseniz de aşkın sırrı bilinmez.

Hiç yorum yok:

Blog Widget by LinkWithin